“Aidatla Oy Olmaz” Çıkışı: BAL-GÖÇ’te Dengeleri Değiştirecek Adaylık
- Mert Morava

- 25 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
BAL-GÖÇ’ün 20. Genel Kurulu öncesi Prof. Dr. Fahriye Vatansever Ağca’nın başkan adaylığı açıklaması, dernekte demokrasi ve temsil tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

BAL-GÖÇ’te yaklaşan 20. Genel Kurul öncesi dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Derneğin kurucu isimleri, geçmiş dönem yöneticileri, şube ve yöre dernek başkanları ile çok sayıda üyenin katılımıyla düzenlenen basın toplantısında Prof. Dr. Fahriye Vatansever Ağca, BAL-GÖÇ Yönetim Kurulu Başkanlığı’na adaylığını açıkladı. Açıklama, yalnızca bir adaylık duyurusu olmanın ötesine geçerek derneğin mevcut yönetim anlayışına yönelik sert eleştirilerle gündeme geldi.
1989 yılında Bulgaristan’dan Türkiye’ye zorunlu göçle gelen bir Balkan Türkü olan Ağca, konuşmasında BAL-GÖÇ’ün tarihsel misyonuna vurgu yaptı. Derneğin yalnızca bir sivil toplum örgütü olmadığını belirten Ağca, BAL-GÖÇ’ü Balkan Türklerinin kolektif hafızası, kimliği ve onuru olarak tanımladı. Bu nedenle yaşanan sorunların kişisel değil, yapısal ve tarihsel bir sorumlulukla ele alınması gerektiğini ifade etti.
Son yıllarda dernek içerisinde ciddi bir kopuş yaşandığını savunan Ağca, üye katılımındaki düşüşü somut rakamlarla örneklendirdi. On binlerce üyesi bulunan bir yapının genel kurulunda sınırlı sayıda üyenin yer almasının, dernek ile taban arasındaki bağın zayıfladığını gösterdiğini dile getirdi. Bu tablonun BAL-GÖÇ’ün birleştirici rolüne zarar verdiğini vurguladı.
Adaylık açıklamasının en dikkat çekici bölümlerinden biri ise kongre sürecine yönelik eleştiriler oldu. Ağca, aidatını ödemiş üyelerin oy kullanma hakkından fiilen mahrum bırakıldığını, hazirun listelerinin şeffaf biçimde paylaşılmadığını ve genel kurul tarihlerinin üyelerin katılımını sınırlayacak şekilde belirlendiğini savundu. Bu uygulamaların demokratik teamüllerle bağdaşmadığını belirten Ağca,
“Dernekler üyeleriyle vardır” vurgusu yaptı.
Başkan seçilmesi halinde nasıl bir yönetim anlayışı benimseyeceğini de net ifadelerle ortaya koyan Ağca, BAL-GÖÇ’te yeni bir sayfa açmayı hedeflediklerini söyledi. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve erişilebilirlik ilkelerinin temel alınacağını belirten Ağca, üyelerin yönetime gerçek anlamda katıldığı bir yapı oluşturacaklarını ifade etti.
Bu kapsamda en dikkat çeken vaatlerden biri, genel kurulda oy kullanma şartı olarak uygulanan aidat zorunluluğunun kaldırılması oldu. Ağca’ya göre bu uygulama, üyeler arasında ayrımcılığa yol açıyor ve demokratik temsili zedeliyor. Ayrıca tüzükte yapılacak değişiklikle genel başkanlık görevine dönem sınırı getirilmesinin de gündemlerinde olduğunu açıkladı.
Konuşmasında gençler, kadınlar ve çocuklara özel bir yer ayıran Ağca, BAL-GÖÇ’ün geleceğinin bu kesimlerin aktif katılımıyla şekillenebileceğini söyledi. Derneğin yalnızca geçmişi değil, geleceği de temsil etmesi gerektiğini vurguladı.
Ağca, adaylık sürecinde kendisine yönelik karalama ve iftira girişimlerinin olduğunu da dile getirdi. Ancak bu tür baskıların kendilerini yıldırmayacağını ifade eden Ağca, Balkan Türklerinin tarih boyunca baskılara karşı direniş gösterdiğini hatırlattı. Kimliğini koruma mücadelesinin bugün de farklı biçimlerde sürdüğünü belirtti.
Adaylık açıklamasının sonunda ise birlik ve beraberlik çağrısı öne çıktı. BAL-GÖÇ’ün iç tartışmalarla değil, ortak hedeflerle güçleneceğini savunan Ağca, camianın sağduyusuna güvendiğini ifade etti. Amaçlarının ayrıştırmak değil, derneği yeniden toparlamak olduğunu söyledi.
Derin Bakış
BAL-GÖÇ örneği, Türkiye’deki birçok sivil toplum örgütünün yaşadığı temel bir sorunu yeniden gündeme getiriyor: Temsil krizi. Üyelerle yönetimler arasındaki mesafe açıldıkça, kurumların meşruiyeti de tartışmalı hale geliyor.
Göç, kimlik ve hafıza gibi güçlü bağlarla kurulan derneklerin, bu bağları canlı tutabilmesi için demokratik reflekslerini kaybetmemesi gerekiyor.
Peki BAL-GÖÇ’te yaşanan bu süreç, yalnızca bir yönetim değişimi mi yoksa sivil toplumda yeni bir zihniyet arayışının işareti mi?










Yorumlar