top of page

DEVA İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Musul ve Lozan Tartışmalarına Belgeli Yanıt

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, son dönemde yeniden gündeme gelen Musul, Lozan Antlaşması ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecine ilişkin tartışmalara kapsamlı bir açıklamayla yanıt verdi. Musul’un Lozan’da kaybedildiği yönündeki iddiaların tarihi gerçeklerle örtüşmediğini savunan Öztürk, Osmanlı Devleti’nin son döneminden Ankara Antlaşması’na uzanan sürecin bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Musul petrolleri konusunda yıllardır tekrarlanan bazı söylemlerin de belgelerle çeliştiğini belirten Öztürk, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasının önemine dikkat çekti.

DEVA İl Başkanı Tayfun Öztürk’ten Musul ve Lozan Tartışmalarına Belgeli Yanıt
Musul Lozan’da mı kaybedildi? Tayfun Öztürk tarihi tartışmalara ne cevap verdi?

DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, son dönemde kamuoyunda yeniden gündeme gelen Musul, Lozan Antlaşması ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecine ilişkin tartışmalara yönelik kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Musul’un kaybedilmesi, Lozan görüşmeleri ve petrol gelirleri konusunda yıllardır dile getirilen bazı iddiaların tarihi belgelerle uyuşmadığını ifade eden Öztürk, geçmişin bugünün siyasi tartışmalarına malzeme yapılmasının sağlıklı bir yaklaşım olmadığını söyledi.


Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin olağanüstü koşullar altında gerçekleştiğini vurgulayan Öztürk, tarihsel olayların dönemin şartları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Özellikle son günlerde sosyal medya ve çeşitli platformlarda yeniden gündeme taşınan Musul tartışmalarının eksik bilgiler üzerinden yürütüldüğünü ifade eden Öztürk, kamuoyunun doğru kaynaklardan beslenmesinin önem taşıdığını dile getirdi.


Osmanlı Devleti’nin Son Dönemi Tarihi Sürecin Anahtarı

Tayfun Öztürk’e göre Musul meselesini anlamanın yolu, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki gelişmeleri doğru okumaktan geçiyor.


Osmanlı Devleti’nin yüzyıllar boyunca geniş coğrafyalara hükmettiğini hatırlatan Öztürk, değişen dünya düzenine uyum konusunda yaşanan gecikmelerin imparatorluğu zor bir sürece sürüklediğini söyledi. Bilimsel gelişmelerin yeterince takip edilememesi, sanayileşme hamlelerinin gecikmesi ve ekonomik yapının dış etkilere açık hale gelmesinin devletin gücünü zayıflattığını belirtti.


Kapitülasyonların ekonomik bağımsızlığı sınırlandırdığını ifade eden Öztürk, artan dış borç yükü ve arka arkaya yaşanan savaşların da Osmanlı’nın siyasi ve askeri kapasitesini önemli ölçüde aşındırdığını kaydetti.


II. Abdülhamid döneminde yaşanan toprak kayıplarına da değinen Öztürk, devletin uluslararası dengeler karşısında giderek daha kırılgan hale geldiğini söyledi. Birinci Dünya Savaşı’na girilmesiyle birlikte imparatorluğun çözülme sürecinin hızlandığını belirten Öztürk, Musul tartışmalarının bu tarihsel zeminden bağımsız ele alınamayacağını vurguladı.


İşgal Altındaki Anadolu Gerçeği

Öztürk, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı sonrasında fiilen parçalandığını ve Türkiye tarihinin en ağır dönemlerinden birinin yaşandığını ifade etti.


1918 ile 1922 yılları arasında Anadolu’nun önemli bölümünün işgal altında bulunduğunu hatırlatan Öztürk, İstanbul’un, İzmir’in, Bursa’nın ve Trakya’nın büyük kısmının yabancı güçlerin kontrolüne geçtiğini söyledi. Güney ve Doğu Anadolu’da da benzer bir tablonun ortaya çıktığını belirten Öztürk, Kurtuluş Savaşı’nın bu olağanüstü şartlar altında verildiğini ifade etti.


Yunan ordularının Ankara’ya kadar ilerlediğini hatırlatan Öztürk, dönemin askeri ve ekonomik koşullarının günümüzden tamamen farklı olduğunu söyledi.

Bu kapsamda şu değerlendirmeyi yaptı:


“Bugün Musul’un neden elde tutulamadığını sorgulayanların önce o günün şartlarını anlaması gerekir. Anadolu’nun büyük bölümü işgal altındayken, devletin ekonomik kaynakları tükenmişken ve halk yokluk içindeyken verilen bağımsızlık mücadelesi görmezden gelinemez.”



Musul Lozan’da Kaybedildi İddiasına Yanıt

Tayfun Öztürk, kamuoyunda sık sık dile getirilen “Musul Lozan’da kaybedildi” söyleminin tarihi belgelerle desteklenmediğini savundu.

Lozan Antlaşması görüşmeleri sırasında Türkiye ile İngiltere arasında Musul konusunda uzlaşma sağlanamadığını belirten Öztürk, bu nedenle meselenin nihai çözüme kavuşturulmadığını söyledi.

Lozan’da Musul’un statüsünün kesin olarak belirlenmediğini ifade eden Öztürk, tarafların sorunu daha sonra yapılacak ikili görüşmelere bırakma kararı aldığını aktardı.


Bu nedenle Musul’un doğrudan Lozan Antlaşması ile kaybedildiği yönündeki değerlendirmelerin eksik bilgi içerdiğini belirten Öztürk, sonraki yıllarda yaşanan siyasi ve diplomatik gelişmelerin belirleyici olduğunu kaydetti.


Şeyh Sait İsyanı Süreci Nasıl Etkiledi?

Öztürk, Musul konusundaki diplomatik müzakereler sürerken yaşanan Şeyh Sait İsyanı’nın Türkiye açısından önemli sonuçlar doğurduğunu ifade etti.


Cumhuriyet’in henüz yeni kurulduğu bir dönemde ortaya çıkan isyanın devletin önceliklerini değiştirdiğini belirten Öztürk, güvenlik kaygılarının öne çıkmasının Musul görüşmelerini de etkilediğini söyledi.


Türkiye’nin iç güvenlik sorunlarıyla mücadele ettiği bir süreçte uluslararası müzakerelerde elinin zayıfladığını savunan Öztürk, Musul’un nihai statüsünün 1926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması sonrasında şekillendiğini ifade etti.


Musul Petrolleri Tartışmasında Belgeler Ne Söylüyor?

Kamuoyunda yıllardır tekrarlanan “Türkiye, Musul petrollerindeki hakkını 500 bin sterlin karşılığında sattı” iddiasına da değinen Öztürk, bu söylemin gerçeği yansıtmadığını savundu.


1926 Ankara Antlaşması’nın 14. maddesini hatırlatan Öztürk, Türkiye’ye Irak petrol gelirlerinden 25 yıl boyunca yüzde 10 pay verilmesinin kararlaştırıldığını söyledi.


İngiltere ve Irak tarafından Türkiye’ye gönderilen ek yazıda, bu gelir payı yerine 500 bin sterlinlik peşin

ödeme seçeneğinin de sunulduğunu belirten Öztürk, Türkiye’nin bu teklifi kabul etmediğini ifade etti.

Öztürk, Türkiye’nin tercihinin petrol gelirlerinden uzun yıllar boyunca pay almak yönünde olduğunu söyledi.


Türkiye Musul Petrollerinden Gelir Elde Etti Mi?

Musul petrolleriyle ilgili en çok tartışılan başlıklardan birinin de Türkiye’nin gelir elde edip etmediği olduğunu belirten Öztürk, bütçe kayıtlarının bu konuda önemli veriler sunduğunu ifade etti.


Irak’ta petrol üretiminin 1927 yılında başladığını, boru hattı altyapısının ise 1934 yılında tamamlandığını hatırlatan Öztürk, devlet bütçelerinde Musul petrollerinden elde edilen gelirlerin açık şekilde görüldüğünü söyledi.


1934 ile 1951 yılları arasındaki bütçelerde “Sözleşmesi Gereğince Musul Petrollerinden Alınan” başlığı altında düzenli tahsilatların yer aldığını belirten Öztürk, ilgili gelir kalemlerinin 1955 yılına kadar kayıtlarda bulunduğunu ifade etti.


Özellikle 1954 yılında yapılan yüksek tutarlı ödeme kayıtlarının, Türkiye’nin hiçbir gelir elde etmediği yönündeki iddialarla çeliştiğini savundu.


Bağdat Paktı Sonrası Süreç

Öztürk, 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı sonrasında Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerde yeni bir

döneme girildiğini belirtti.


Bu süreçte bazı ekonomik alacakların ikinci planda kaldığını ifade eden Öztürk, Irak’ta 1958 yılında gerçekleşen askeri darbenin ardından sürecin daha karmaşık hale geldiğini söyledi.


Petrol gelirlerine ilişkin bazı alacakların ilerleyen yıllarda bütçelerde “alacak” kalemi olarak yer almaya devam ettiğini kaydeden Öztürk, hukuki açıdan bu alacaklardan vazgeçilmesinin ise 1986 yılında gerçekleştiğini ifade etti.


Tartışmalar Devam Ediyor

Musul petrollerinden kaynaklanan alacak miktarı konusunda farklı değerlendirmelerin bulunduğunu belirten Öztürk, çeşitli hesaplamalarda Türkiye’nin yaklaşık 5,5 milyon sterlinlik hakka sahip olduğunun öne sürüldüğünü söyledi.


Bazı değerlendirmelere göre bunun yaklaşık 3,5 milyon sterlinlik bölümünün tahsil edildiğini ifade eden Öztürk, eski Maliye Bakanı Hikmet Uluğbay’ın çalışmalarında daha yüksek rakamların gündeme geldiğini belirtti.


Bu nedenle konunun akademik çevrelerde ve tarih araştırmalarında hâlâ tartışılmaya devam ettiğini söyledi.


“Cumhuriyetin Kuruluş Koşulları Unutulmamalı”

Açıklamasının sonunda Cumhuriyet’in kuruluş sürecine vurgu yapan Tayfun Öztürk, Kurtuluş Savaşı’nın Türkiye açısından tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirtti.


Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde verilen mücadelenin bağımsızlığın temelini oluşturduğunu ifade eden Öztürk, tarihsel olayların günümüz koşullarıyla değerlendirilmesinin sağlıklı sonuç vermeyeceğini söyledi.

Tarih tartışmalarında ideolojik yaklaşımlar yerine belge ve kaynakların esas alınması gerektiğini belirten


Öztürk, şu ifadeleri kullandı:

“Amacımız herhangi bir kişiye cevap vermek değil; tarihi olaylar hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan vatandaşlarımızın yanlış bilgilerle yönlendirilmesini önlemektir”


Öztürk, tarihi meselelerin siyasi polemiklerin ötesinde, toplumun ortak hafızasını güçlendirecek şekilde ele alınması gerektiğini sözlerine ekledi.

HABER KAYNAĞI ERDAL ORHAN

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page