top of page

Gürhan Akdoğan’dan Sevr’in 106. Yılı Mesajı: “Yeni Sevr Dayatmalarına da Boyun Eğmeyecektir

Atatürkçü Düşünce Derneği Bursa Şube Başkanı Gürhan Akdoğan, Sevr Antlaşması’nın 106. yıl dönümü nedeniyle açıklama yaptı. Akdoğan, Milli Mücadele, Lozan ve Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine dikkat çekerken, güncel siyasi gelişmelerin milli egemenlik ve üniter devlet yapısı açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Gürhan Akdoğan’dan Sevr’in 106. Yılı Mesajı
Gürhan Akdoğan Sevr’in 106. yılında hangi mesajları verdi?

Akdoğan’dan Sevr’in 106. yılı mesajı

Atatürkçü Düşünce Derneği Bursa Şube Başkanı Gürhan Akdoğan, Sevr Antlaşması’nın 106. yıl dönümü dolayısıyla açıklama yaptı. Akdoğan, Sevr’in Türk milletinin bağımsızlığı açısından tarihsel bir dönüm noktası olduğunu savunurken, Milli Mücadele’den Lozan’a uzanan sürece dikkat çekti.


10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’nın üzerinden 106 yıl geçtiğini belirten Akdoğan, Sevr’in yalnızca tarihi bir antlaşma olarak değil, Türk milletinin bağımsızlığına ilişkin sonuçları bakımından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.


Akdoğan, Türkiye’nin günümüzdeki siyasi gelişmelerinin de Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri, milli egemenlik, üniter devlet yapısı ve tam bağımsızlık başlıkları üzerinden ele alınması gerektiğini savundu.


“Sevr, Türk milletinin ölüm fermanı olarak tarihe geçti”

Sevr Antlaşması’nın Anadolu’nun parçalanmasını ve Osmanlı Devleti’nin egemenlik kapasitesinin büyük ölçüde sınırlandırılmasını hedeflediğini belirten Akdoğan, antlaşmanın Türk milleti açısından bir barış metni olmadığını savundu.


Akdoğan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, adı her ne kadar ‘barış’ olsa da Türk milleti açısından bir barış metni değil; Anadolu topraklarını parçalamayı, Türk milletini kendi vatanında dar bir alana hapsetmeyi, milli egemenliği ortadan kaldırmayı ve ülkeyi yabancı devletlerin denetimine bırakmayı hedefleyen emperyalist bir paylaşım projesiydi.”


Sevr’in arkasındaki anlayışın Türk milletinin bağımsızlığını sona erdirmeyi hedeflediğini belirten Akdoğan, “Ancak emperyalist güçlerin hesaba katmadığı çok önemli bir gerçek vardı: Türk milleti teslim olmayacaktı” ifadelerini kullandı.


Mondros sonrası işgal sürecine dikkat çekti

Akdoğan, Sevr’e giden sürecin Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’da yaşanan işgallerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.


Bu dönemde bazı siyasi çevrelerde yabancı devletlerin himayesine dayalı çözüm arayışlarının gündeme geldiğini belirten Akdoğan, İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve Kürt Teâli Cemiyeti gibi kuruluşları bu siyasi atmosfer çerçevesinde değerlendirdi.


Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele yaklaşımının ise yabancı bir devletin himayesine dayalı olmadığını savunan Akdoğan, kurtuluşun milletin kendi iradesiyle sağlanması gerektiği görüşünün mücadelenin temelini oluşturduğunu ifade etti.


Amasya, Erzurum ve Sivas vurgusu

Milli Mücadele’nin siyasi temelinde Amasya Genelgesi’nin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Akdoğan, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözünün milli irade anlayışını ortaya koyduğunu söyledi.


Erzurum ve Sivas kongrelerinin de Milli Mücadele’nin örgütlenmesi açısından önem taşıdığını belirten Akdoğan, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla milli egemenlik anlayışının kurumsal bir zemine taşındığını savundu.


Akdoğan, Milli Mücadele’nin yalnızca askeri bir hareket olmadığını, aynı zamanda millet egemenliğine dayalı yeni bir siyasi anlayışın ortaya çıkış süreci olduğunu ifade etti.


Sakarya ve Büyük Taarruz dönüm noktası oldu

Milli Mücadele’nin askeri boyutuna da değinen Akdoğan, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’un Sevr’in uygulanabilirliğini ortadan kaldıran gelişmeler arasında bulunduğunu belirtti.


Türk ordusunun askeri başarılarının ardından Anadolu’daki işgal düzeninin çözüldüğünü ifade eden Akdoğan, Sevr’in fiilen uygulanmasının mümkün olmadığını savundu.


Akdoğan, “Sevr, Türk milletinin iradesi karşısında tarihin çöplüğüne gönderildi” değerlendirmesinde bulundu.


“Lozan, bağımsızlığın uluslararası alanda kabulünün önemli belgesidir”

Milli Mücadele’nin askeri zaferinin ardından diplomasi sürecine geçildiğini belirten Akdoğan, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın önemine dikkat çekti.


Lozan’ın Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak uluslararası alandaki konumunun kabul edilmesi bakımından tarihi önem taşıdığını belirten Akdoğan, Sevr ile Lozan arasında temel bir karşıtlık bulunduğunu savundu.


Akdoğan bu karşıtlığı;

“Teslimiyet ile bağımsızlık, manda ve himaye ile tam bağımsızlık, işgal ile egemenlik, parçalanma ile milli bütünlük arasındaki fark”

sözleriyle ifade etti.


Terör ve güncel siyasi gelişmeler değerlendirmesi

Açıklamasının güncel siyasi gelişmelere ilişkin bölümünde Türkiye’nin terör sorununa da değinen Akdoğan, terörün sona ermesinin ve kalıcı huzurun sağlanmasının toplumun ortak beklentisi olduğunu belirtti.


Akdoğan, bu hedefe ulaşılması sürecinde Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin korunması gerektiğini savundu.


Terörle mücadele ve toplumsal barış arayışlarının Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını, milli egemenlik anlayışını, anayasal düzenini ve Cumhuriyetin temel niteliklerini tartışmaya açacak bir zemine dönüşmemesi gerektiğini ifade etti.


Çerçeve yasa tartışmasına dikkat çekti

TBMM gündeminde tartışılan çerçeve yasa çalışmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Akdoğan, son dönemde yürütülen siyasi süreçlerin kamuoyunda çeşitli soru işaretlerine neden olduğunu söyledi.


DEM Parti tarafından yapılan “yeni bir dönemin kapısı aralanıyor” yönündeki değerlendirmelerin de bu tartışmalar kapsamında ele alınması gerektiğini belirten Akdoğan, gündemdeki düzenlemelerin kapsamı ve muhtemel sonuçları konusunda daha geniş ve şeffaf bir kamuoyu tartışmasının gerekli olduğunu savundu.


Akdoğan, temel meselenin terörün sona erdirilmesi hedefi ile Cumhuriyetin kuruluş esaslarının nasıl birlikte güvence altına alınacağı olduğunu ifade etti.


BOP tartışmalarını da gündeme getirdi

Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten Akdoğan, uzun yıllardır tartışılan Büyük Ortadoğu Projesi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.


BOP kapsamında Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel temelde yeniden şekillendirilmesine ilişkin tartışmalar bulunduğunu belirten Akdoğan, Türkiye’deki siyasi gelişmelerin bölgesel gelişmelerden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.


Bu değerlendirmelerin siyasi bir iddia ve kaygı çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirten Akdoğan, Türkiye’nin uzun vadeli milli çıkarlarının ve devlet yapısının korunmasının öncelikli olması gerektiğini ifade etti.


“Türkiye Cumhuriyeti etnik kimlikler üzerinden yeniden tanımlanamaz”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine ilişkin görüşlerini de paylaşan Akdoğan, Cumhuriyetin ortak vatandaşlık bağı, milli egemenlik, üniter devlet yapısı, laik hukuk devleti ve tam bağımsızlık ilkeleri üzerine kurulduğunu savundu.


Akdoğan, hiçbir siyasi hedefin Cumhuriyetin temel niteliklerinin aşındırılması için gerekçe oluşturmaması gerektiğini belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti, etnik kimlikler üzerinden yeniden tanımlanacak bir devlet değildir” dedi.


Akdoğan, ortak vatandaşlık bağının ve milli egemenlik anlayışının korunması gerektiğini ifade etti.


“Ne Sevr’i unuturuz, ne Lozan’dan vazgeçeriz”

Açıklamasının sonunda Sevr ve Lozan arasında tarihsel karşılaştırma yapan Akdoğan, Sevr’in Türk milletinin siyasi ve coğrafi bütünlüğünü parçalamaya yönelik bir düzenleme olduğunu, Lozan’ın ise Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak uluslararası alanda kabul edilmesi bakımından önemli bir belge olduğunu savundu.


Akdoğan, Cumhuriyetin kuruluş değerlerinin korunmasının gelecek kuşaklara karşı sorumluluk olduğunu belirterek açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:

“Türk milleti dün Sevr’i reddetmiştir. Bugün de ülkenin birliğini, bağımsızlığını ve Cumhuriyetimizin temel niteliklerini zedeleyeceğine inandığı her türlü girişime karşı aynı bilinç ve kararlılıkla demokratik yollarla itiraz etme hakkına sahiptir. Çünkü tarih bize göstermiştir ki; Sevr emperyalist bir dayatmaydı.


Milli Mücadele bu dayatmaya karşı verilen bağımsızlık mücadelesiydi. Lozan, Türkiye’nin bağımsızlığının uluslararası alanda kabul edildiği tarihi bir dönüm noktasıydı. Cumhuriyet ise bu mücadelenin siyasal ve hukuki sonucudur.”


“Ne Sevr’i unuturuz, ne Lozan’dan vazgeçeriz. Ne milli egemenlikten taviz veririz, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısının tartışma konusu yapılmasını kabul ederiz” diyen Akdoğan, açıklamasını “Yaşasın tam bağımsız, laik ve üniter Türkiye Cumhuriyeti!” sözleriyle tamamladı.

HABER KAYNAĞI ERDAL ORHAN

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page