top of page

İmar Barışı Neden Krize Dönüştü? Milyonlarca Vatandaş Ne Yaşıyor?

İmar Barışı mağduriyeti artık teknik bir sorun değil, açık bir adalet krizine dönüştü. İmarzedeler sert açıklamalarla çözüm çağrısı yapıyor.

İmar Barışı

İmar Yasası Devleti Vatandaşla Karşı Karşıya Getirdi

Türkiye’de uzun yıllardır görmezden gelinen imar mağduriyeti, artık sessiz bir mevzuat sorunu olmaktan çıktı. Milyonlarca vatandaşı doğrudan etkileyen bu sorun, bugün devlet ile vatandaş arasında ciddi bir güven ve adalet krizine dönüşmüş durumda. Krizin merkezinde ise 2018 yılında “çözüm” iddiasıyla hayata geçirilen İmar Barışı yer alıyor.


Başlangıçta mülkiyet sorunlarını çözme ve vatandaşla devlet arasında uzlaşma sağlama amacı taşıyan bu düzenleme, gelinen noktada tam tersi bir etki yaratarak binlerce aileyi belirsizlik ve hukuki çıkmazla karşı karşıya bıraktı.


İbrahim Hacıoğlu’ndan Sert ve Net Çıkış

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamalarla sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir sorun haline geldiğini vurguladı. Hacıoğlu’na göre İmar Barışı, vatandaşın lehine olması gerekirken, bugün cezalandırma mekanizmasına dönüşmüş durumda.


Hacıoğlu, düzenlemenin ilk sunulduğu dönemde vatandaşa mülkiyet güvencesi ve huzur vaat edildiğini hatırlatarak, bugün gelinen noktanın bu vaadin tam tersi olduğunu ifade ediyor.


“Barış Diye Sunulan Düzenleme, Ceza Aracına Dönüştü”

Hacıoğlu’nun açıklamalarındaki en çarpıcı noktalardan biri, İmar Barışı’nın geldiği aşamaya dair yaptığı değerlendirme oldu. Ona göre devletin “gel barışalım” diyerek çağırdığı vatandaş, bugün “kaçak yapı sahibi” gibi muamele görüyor.


Bu durumun sadece idari bir sorun olmadığını vurgulayan Hacıoğlu, vatandaşın devletine olan güveninin ciddi şekilde zedelendiğini dile getiriyor. Yıllarca elektrik, su, doğalgaz ve yol hizmeti verilen yapıların bugün yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu ifade ediyor.


6 Şubat Depremleri Sonrası Artan Endişe

İmarzedelerin tepkisinin yükselmesinde 6 Şubat depremleri sonrası izlenen politikalar da önemli bir rol oynuyor. Hacıoğlu, depremin yapı güvenliği üzerinden istismar edildiğini ve ayrım gözetmeksizin yıkım politikalarına gerekçe haline getirildiğini savunuyor.


Ona göre deprem, elbette ciddi bir felaket; ancak bu felaket, sağlam yapıları bile “kaçak” etiketiyle yok saymanın bahanesi olamaz. Bu yaklaşımın, adalet duygusunu zedelediğini ve toplumsal tepkiyi büyüttüğünü vurguluyor.


“Moloz Değil, Yuva” Vurgusu

Hacıoğlu’nun kullandığı “Moloz değil ev istiyoruz” ifadesi, imarzedelerin yaşadığı duygusal ve sosyal yıkımı özetler nitelikte. Bu sözler, meselenin sadece betonarme yapılarla değil, insan hayatlarıyla ilgili olduğunu hatırlatıyor.


İmarzedelere göre çözüm, plansız yıkımlar değil; mühendislik, güçlendirme ve yerinde dönüşüm modelleriyle mümkün. Devlet aklının yıkmak yerine yaşatmayı esas alması gerektiği vurgulanıyor.


Mülkiyet Hakkı Askıda

İmar mağduriyeti yalnızca yıkım tehdidiyle sınırlı değil. Hacıoğlu, milyonlarca vatandaşın hukuki olarak kilitlenmiş durumda olduğuna dikkat çekiyor. İmarzedeler;

  • Ruhsat alamıyor

  • Tapusunu aktif kullanamıyor

  • Evini satamıyor

  • Bankalardan kredi çekemiyor

  • Miras hakkını kullanamıyor


Bu tablo, mülkiyet hakkının fiilen askıya alındığı anlamına geliyor ve hukuki belirsizliği derinleştiriyor.


Erdoğan ve Kurum’a Açık Çağrı

Hacıoğlu’nun açıklamalarındaki en kritik başlıklardan biri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yapılan açık çağrı oldu. İmar Barışı kapsamındaki yapılar için yeni, net ve bağlayıcı bir yasal düzenleme talep ediliyor.


Bu çağrı, yeni bir talep olmaktan çok, devletin geçmişte verdiği sözleri hatırlatan bir çağrı olarak değerlendiriliyor.


“Bu Siyasi Değil, Vicdani Bir Mesele”

Hacıoğlu, imar mağduriyetinin herhangi bir siyasi partinin meselesi olmadığını özellikle vurguluyor. Ona göre bu konu, doğrudan devlet-vatandaş ilişkilerinin temelini ilgilendiren bir vicdan meselesi.


İmarzedeler, devletten ihanet değil, şefkat ve adalet beklediklerini ifade ediyor.


Kararlılık Mesajı: “İmarzedelerin Sesi Susmayacak”

Açıklamanın finalinde ise imarzedelerin kararlılığı net biçimde ortaya konuyor. Hacıoğlu, mülkiyet haklarının gasp edilmesine izin vermeyeceklerini ve çocuklarının geleceğini savunmaya devam edeceklerini dile getiriyor.


Bu mesaj, sürecin artık geri dönüşsüz bir toplumsal talep noktasına ulaştığını gösteriyor.

Derin Bakış

İmar meselesi, bugün yalnızca şehircilik ya da yapılaşma sorunu değil; devletin vatandaşla kurduğu güven ilişkisinin bir testi haline gelmiş durumda.


Peki, bu güven yeniden tesis edilebilecek mi? Devlet, vatandaşına verdiği sözü tutabilecek mi?

Bu içerikle bağlantılı haberler için:


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page