top of page

Sendikacılık “Hediye ve Promosyon”la mı Yürütülüyor? Türk Diyanet Vakıf-Sen Ne Diyor?

Türk Diyanet Vakıf-Sen, sendikacılığın “hediye ve promosyon” üzerinden yürütülmesine tepki gösterdi.


Şanlı: “Kazanım hediyeyle değil, mücadeleyle olur.”

 Türk Diyanet Vakıf-Sen
Kazandıran Sendika: Onurun, Emeğin ve Mücadelenin Adı Türk Diyanet Vakıf-Sen

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, sendikacılığın özünden koparılarak hediye ve promosyonlarla yürütülen bir “üye avcılığı” faaliyetine dönüştürülmesine sert tepki gösterdi. Şanlı, sendikacılığın koltuk, hediye ve eşantiyon işi olmadığını vurgulayarak, “Sendikacılık; emekçinin alın terine sahip çıkma, haksızlığın karşısında dimdik durma ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alma işidir” dedi.


Bu açıklama, sendikal hareketin içinde bulunduğu tartışmayı yeniden gündeme taşırken, çalışanların sendika tercihlerini “oyun” gibi görülen uygulamalardan uzaklaştırma çağrısı olarak da okunuyor.


🔴 “Bu Bir İrade Gaspıdır”

Şanlı, özellikle yetki dönemleri yaklaşırken bazı yapıların sendikal mücadeleyi itibarsızlaştırmak için bilinçli bir strateji izlediğini söyledi. Tablet, kahve makinesi, umre çekilişi gibi promosyonlarla çalışanların iradesinin ipotek altına alınmaya çalışıldığını belirtti.


Şanlı’nın vurgusu net:

“Bu anlayış sendikacılık değildir; bu açıkça irade gaspıdır.”


Bu söz, sendikal mücadele ile “pazarlama” arasındaki farkı sert bir dille ortaya koyuyor.


🟠 “Bu, Emeğe Saygı Değil; Emeği Küçümsemektir”

Mayıs ayının yaklaşmasıyla birlikte bu tür uygulamaların arttığına dikkat çeken Şanlı, çalışanların geleceklerinin hediyeler karşılığında pazarlık konusu haline getirildiğini söyledi. Şanlı, “Bekârların geleceği, evlilerin çocuklarının çeyizi bu dağıtım tezgâhlarına mahkûm edilmek isteniyor” diyerek, bu yöntemin emeğe saygı değil, emeği küçümsemek olduğunu vurguladı.


Burada asıl soru şudur:


Sendikacılık, çalışanların geleceğini “hediye” ile mi belirlemelidir?


Şanlı, bu yaklaşımın işçinin onurunu zedelediğini savunuyor.


🔵 “Kazanım Hediyeyle Değil, Mücadeleyle Olur”

Türk Diyanet Vakıf-Sen’in sendikal anlayışının köklü bir mücadele geleneğine dayandığını belirten Şanlı, geçmişte elde edilen kazanımları hatırlattı. 2001–2009 yılları arasında Türkiye Kamu-Sen döneminde sağlanan hakların, bugün çalışanların cebinde kalıcı bir kazanç olduğunu ifade etti.


Özellikle 2007 yılında banka promosyonlarının doğrudan hak sahiplerine verilmesinin sağlanması, Şanlı’nın örnek verdiği kazanımlar arasında yer aldı. Şanlı, “Bugün üç yılda 60–70 bin TL’ye ulaşan bu kazanım, bir defalık bir hediye değil; yıllara yayılan, emekçinin cebinde kalan kalıcı bir haktır” dedi.


🔴 “Haklar Rüşvetle Değil, Mücadeleyle Kazanıldı”

Şanlı, 2005 yılında toplu görüşme masasında sendika ödeneğinin kabul ettirildiğini ve bu ödemenin bugün 981,22 TL olarak maaşlara yansıdığını belirtti. Üyelik kesintisi sonrası dahi çalışanlara yıllık 7.452 TL net fayda sağladığını vurgulayan Şanlı, bu kazanımın hâlâ yürürlükte olduğunu söyledi.

Şanlı’nın sözleri şu şekilde:


“Bu haklar rüşvetle değil, mücadeleyle kazanılmıştır.”


Bu vurgu, sendikal mücadelenin “anlık cazibeler”le değil, uzun soluklu bir direnişle gerçekleştiğini anlatıyor.


🟣 “Biz Rüzgâra Göre Yön Değiştirmeyiz”

Şanlı, denge tazminatı, seyyanen zamlar, bayram mesai ücretleri, yaz Kur’an kursları ek ders ücretleri gibi birçok hakkın da aynı mücadele anlayışının ürünü olduğunu söyledi. Türk Diyanet Vakıf-Sen’in ilkesel duruşunu şu sözlerle özetledi:


“Biz rüzgâra göre yön değiştirmeyiz. Günü kurtaran vaatler değil, geleceği güvence altına alan haklar üretiriz.”


Bu cümle, sendikanın “kısa vadeli cazibeler” yerine “kalıcı kazanımlar” hedeflediğini gösteriyor.


🔴 “Karar Memurun Vicdanındadır”

Şanlı, memurlara seslenerek, sendika tercihini bir duruş meselesi olarak tanımladı:

“Ya sadece Mayıs aylarını hatırlayan, eşantiyon bittiğinde ortadan kaybolan sözde sendikalar… Ya da ömür boyu yanında duran, hakkın gasp edilmesine sessiz kalmayan Türk Diyanet Vakıf-Sen.”


Şanlı, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Hediyeler tükenir, tabletler eskir, kahve makineleri bozulur. Ama kazanılmış haklar kalır, onur kalır, mücadele kalır. Sendikacılık bir çıkar işi değil, bir onur işidir. Ve bu onurun adı Türk Diyanet Vakıf-Sen’dir.”

🔴 DERİN BAKIŞ |

Bu açıklama, sadece sendikal rekabetin bir tarafının görüşü değil; çalışanın emeğine, onuruna ve geleceğine dair toplumsal bir tartışma olarak okunmalı. Sendikalar, sadece üyelik sayısı değil; emekçilerin haklarını koruyan, adalet ve eşitlik mücadelesi veren kurumlar olarak değerlendirilmelidir.


Bu bağlamda, “hediye” ile üyelik toplama yaklaşımı, çalışanın iradesini ve geleceğini pazarlık konusu yapma riskini taşıyor.


📌 Bu gelişme önümüzdeki günlerde Bursa’nın işçi hakları, sendikal kültür ve toplumsal adalet tartışmaları açısından yeni gündemler de yaratabilir.


Soru şu:Sendikacılığın özüne dönmesi için hangi adımlar atılmalı?

Benzer içeriklere göz atın:


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page