“Özlem’in Sesi Susmayacak” – Peki Türkiye Kadın Cinayetlerinde Nereye Gidiyor?
- Mert Morava

- 19 Kas 2025
- 1 dakikada okunur
Katledilişinin birinci yılında Özlem Ateş’in hikâyesi, Türkiye’de kadınların karşı karşıya olduğu şiddet ve adaletsizlikleri yeniden gündeme taşıyor.

Türkiye’de kadın cinayetleri, her geçen yıl daha da derinleşiyor. Bir yıl önce Bursa’nın İnegöl ilçesinde vahşice öldürülen Özlem Ateş’in acısı hâlâ taze. Bu sadece bir ölüm değil, sistematik şiddetin ve adaletsizliğin bir sembolü.
Olayın detayları hâlâ hafızalarda: Boşanma aşamasındaki Özlem, kocasının şiddeti sonucu yaşamını yitirdi. Fail, olayın ardından bir binanın çatısına çıkarak intihar girişiminde bulundu. Yaklaşık 2,5 saat süren çabalar sonucu aşağı indirildi ve gözaltına alındı.
Özlem’in ailesi, acılarını dile getirirken topluma da bir mesaj veriyor: “Bu bir ölüm değil, bir cinayettir!” 16 Kasım’da Demirtaş Mimar Sinan Camii’nde düzenlenecek mevlid, yas ve adalet arayışının bir sembolü olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın hayatını kaybederken, binlerce kadın şiddet ve korku içinde yaşam mücadelesi veriyor. Boşanma sürecindeki kadınlar hâlâ en yüksek risk altında, başvurular çoğu kez sonuçsuz kalıyor. Her yeni cinayet, koruma mekanizmalarının yetersizliğini ve toplumsal sorumluluğun eksikliğini gözler önüne seriyor.
Derin Bakış
Kadın cinayetleri sadece bireysel trajediler değil; toplumsal ve kültürel bir sorunun göstergesidir. Türkiye’de hâlâ patriyarkal yapının derin izleri, kadına yönelik şiddeti normalleştiren söylemler ve yetersiz devlet mekanizmalarıyla birleşiyor. Bu durum, kadınların sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da sürekli bir tehdit altında yaşamasına yol açıyor.
Peki, bu döngüyü kırmak için devlet, sivil toplum ve toplumun tamamı hangi somut adımları atabilir?










Yorumlar