top of page

Dünya Nereye Gidiyor? Uçak Kazaları, Yeni Stratejiler ve 2026’nın Sessiz Gerilimi

ABD’nin stratejik dil değişikliği, Türkiye’nin sığınak ve sivil savunma düzenlemeleri, Avrasya’daki ardı ardına gelen uçak kazaları ve nükleer belirsizlik… 2026’nın sert gerçekliği ne anlatıyor?

Dünya Nereye Gidiyor? Uçak Kazaları, Yeni Stratejiler ve 2026’nın Sessiz Gerilimi

Mehmet Emir Aksoy – Uluslararası İlişkiler Uzmanı;

ABD Başkanı Donald Trump’ın Savunma Bakanlığı’nın adını yeniden “Savaş Bakanlığı” olarak kullanıma açan kararnamesini imzalaması, dünya siyasetinin ruhunu tam da olduğu yerden yakalayan sembolik bir kırılma. Washington, artık savunma yapan bir güçten çok, saldırı kapasitesini öne çıkaran bir devlet aklını sahaya sürüyor.


Bu dil değişikliği, yalnızca bir isim meselesi değil; küresel düzenin nereye doğru aktığını gösteren bir pusula. Aynı dönemde Ankara’da 16 Ekim tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle tüm bakanlıklarda “afet ve sivil savunma daire başkanlıklarının” doğrudan bakana bağlanması, ardından sığınaklarla ilgili yeni düzenlemelerin yürürlüğe girmesi, Türkiye’nin kendisini yüksek yoğunluklu krizlere hazırladığını gösteriyor. Bu adımlar artık bir depremin, bir saldırının ya da bölgesel bir çatışmanın tek başına okunmadığı; hepsinin birbirine karıştığı bir “kalıcı seferberlik” dönemine geçişin işaretleri. Bu atmosferin ortasında 2026’da Gürcistan hava sahasında düşen Türk uçağı, Karadeniz havzasının ne kadar kırılgan bir jeopolitik alan olduğunu acı bir şekilde hatırlattı.


Aynı günlerde Rusya’nın kuzeyinde düşen Su-30 savaş uçağı da bu kırılganlığın yalnızca bizim bölgeye özgü olmadığını, tüm Avrasya hattında tansiyonun yüksek seyrettiğini gösterdi. Kaza mıydı, teknik arıza mıydı bilinmez; ancak bir gerçek var: Hava sahaları uzun yıllardır olmadığı kadar yoğun, riskli ve gergin. Tam bu noktada 2026 The Economist kapağı, nükleer sınırlamaların fiilen çöktüğü yeni bir döneme işaret ediyor. Artık hem nükleer hem konvansiyonel düzeyde kuralsız bir evreye yaklaşırken, Ortadoğu’nun kaderi yeniden İsrail–ABD koalisyonunun atacağı adımlara bağlanmış durumda.


Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den Kızıldeniz’e uzanan hat, bölgesel değil küresel çatışma potansiyeli taşıyor. Bütün bu gelişmeler, ayrı başlıklar gibi görünse de aslında aynı büyük resmin parçaları: ABD, “Savaş Bakanlığı” kavramını masaya sürerek güç kullanımını merkeze alan bir yeni dönem açıyor.


Türkiye, sivil savunma mimarisini tepeden aşağı yeniden kurarak, devletin devamlılığını kriz zamanlarına göre hazırlıyor. Gürcistan’daki uçak kazası ve Rusya’daki düşen jet, Avrasya hava sahasının hassasiyetini ortaya koyuyor. The Economist’in kehanet gibi kapağı ise yeni nükleer belirsizliğin gölgesinde yaşamaya başladığımızı söylüyor. Kısacası dünya; savaşın başlamadığı ama barışın da kurulamadığı bir “ara

döneme” giriyor. Bu aralıkta en büyük risk, küçük bir kazanın, yanlış okunan bir radar izinin veya bölgesel bir hamlenin küresel zincirleme reaksiyona dönüşmesi.


Türkiye tam bu fay hattının üzerinde. Bu yüzden Ankara’nın aldığı sığınak kararları da, sivil savunma düzenlemeleri de, kurumların tepeye bağlanması da aslında aynı şeyin etrafında dönüyor: Yaklaşan dönemi doğru okuyup ayakta kalmak.


Bugün artık mesele, “savaşa hazır olmak” değil; gelişen tehditleri erkenden görüp doğru pozisyon almak. Çünkü dünya, sessizce ve fark ettirmeden, “kalıcı gerilim” çağının içine çoktan girmiş durumda.


Türkiye’nin bu yeni dönemi doğru okuması, sadece devlet aklının değil milletin güvenliği açısından da hayati bir zorunluluk.

DERİN BAKIŞ

Bugünün dünyası, güvenliğin yalnızca askeri değil, toplumsal ve psikolojik bir mesele haline geldiği yeni bir döneme giriyor. Devletlerin attığı her adım, toplumların krizlere vereceği tepkiyi ve dayanıklılığını doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin sivil savunma yaklaşımı da bu gerçeğin bir yansıması: Kırılgan bir coğrafyada, risklerin kapıyı çalmadan önce ciddiyetle ele alınması zorunlu hale geliyor.


Peki toplum olarak bu yeni “kalıcı gerilim” çağında ne kadar hazırlıklıyız ve geleceğin belirsizliğini göğüsleyebilecek dayanıklılığı inşa edebiliyor muyuz?

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page