top of page

KESK’in “Açlık Dayatması” İddiası Ne Anlama Geliyor? Kamu Emekçileri Neden İş Bıraktı?

Kamu emekçileri artık susmuyor: Bu bir zam değil, “açlık dayatması”.


KESK, ülke genelinde iş bırakarak bütçenin dağılımını ve TÜİK verilerini hedef aldı.

Kamu Emekçileri Neden İş Bıraktı

Kamu emekçileri bir kez daha “geçinemiyoruz” diye haykırdı. Bu kez sesleri yalnızca sokakta değil, üretimden gelen güçleriyle birlikte iş bırakma eylemiyle duyuruldu.


KESK’e bağlı sendikalar, Türkiye genelinde iş bırakarak hükümetin bütçe politikalarını ve enflasyon karşısındaki maaş artışlarını sert bir dille eleştirdi. Bursa’dan yükselen ses de netti: “Bu bütçeye itirazımız var; gelir dağılımında hakkımızı istiyoruz.”


KESK, “emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyerek yıllardır sürdürülen “geçinemiyoruz” söyleminin artık bir protesto noktası haline geldiğini ilan etti.Peki KESK’in iddiası ne?


“Bu Bir Zam Değil, Açlık Dayatması”

KESK açıklamasında, TÜİK’in verilerinin güvenilirliğinin kalmadığı vurgulandı. Sendika, Türkiye’nin “resmi” rakamlarına göre bile dünyada en yüksek enflasyona sahip beş ülkeden biri olduğunu hatırlattı. Gıda, kira, eğitim ve ulaşımda yaşanan artışların Avrupa ve OECD ülkelerinin çok üzerinde olduğu ifade edildi.


Açıklamada dikkat çekilen bir diğer nokta da şu: Avrupa’da bir yılda yaşanan enflasyon Türkiye’de bir ayda yaşanıyor. Maaş artışları ise Merkez Bankası’nın tahminleri ve TÜİK’in verilerine göre belirlendiği için, enflasyonla gerçek anlamda yarışamıyor.


Ocak ayında açıklanan yüzde 18,6’lık artışın ise bir “zam” değil, geçmiş kayıpların kırıntısı olduğu belirtiliyor. KESK’e göre kamu emekçileri 2026’ya ortalama yüzde 12,5 reel artışla girdi ve bu artış “geçim” açısından yetersiz kaldı.


“Zamlar Maaşı Yutuyor, Vergi Kalanı Siliyor”

KESK’in sunduğu tabloya göre zamlar, maaş artışlarının çok üstünde seyrediyor. Toplu taşımadan sağlığa, köprüden otoyola kadar her kalemde fiyat artışları maaş artışlarının iki katını aşıyor.


Kiralar ise maaş zammının neredeyse üç katı oranında yükseliyor.


Somut örnek de çarpıcı:Aralık ayında 55 bin TL maaş alan bir memur, 25 bin TL kira ödüyordu.Ocak’ta maaşı 66 bin TL’ye yükseldi; ancak kirası 33 bin 720 TL’ye fırladı.


Yani maaş zammı daha cebe girmeden kiraya ve vergi dilimlerine kurban ediliyor.


“Bu Bir Tesadüf Değil, Planlı Yoksullaştırmadır”

KESK, yaşananların kader ya da ekonomik zorunluluk olmadığını vurguladı.Toplu sözleşme sürecinin yıllardır “danışıklı dövüş” şeklinde yürütüldüğü ve bu durumun kamu emekçilerine daha fazla yoksulluk olarak yansıdığı ifade edildi.


Açıklamada ayrıca, iktidara yakın sendikal anlayışların da bu tablonun ortaklarından olduğu iddia edildi.Hakem Kurulu’nun “işverenin noteri” olarak nitelendirildiği ve sürecin işçi lehine yürütülmediği savunuldu.


“Kaynak Yok” Söylemi Çöktü: Harcama Öncelikleri Tartışma Yarattı

KESK, bütçe tartışmalarında sıkça dile getirilen “kaynak yok” söylemini sert bir dille reddetti.Sorunun kaynak eksikliği değil, kaynakların nasıl dağıtıldığı olduğu vurgulandı.

Sendikanın verdiği tabloya göre, toplanan her 100 TL verginin:

  • 20 TL’si faiz adı altında yerli-yabancı sermayeye,

  • 5 TL’si patronlara teşvik olarak,

  • en az 16 TL’si silahlanmaya,

  • 3 TL’si yandaş müteahhitlere hazine garantisi olarak aktarılıyor.


Buna karşılık yoksullukla mücadeleye sadece 4 TL, hukuka 62 kuruş, kadınların güçlendirilmesine ise 6 kuruş ayrılıyor.


“Bu Ülke Fakir Değil, Bilerek Fakirleştiriliyor”

KESK, Türkiye’nin kaynaklarının “bir avuç azınlığa” aktarıldığını, halkın ise bilinçli olarak yoksullaştırıldığını savundu.


Sendika, kamu emekçilerinin baskı ve korku ile biat etmeye zorlandığını iddia ederek, bu düzenin kabul edilemeyeceğini söyledi.


KESK, “biz kapıkulu değiliz, kamu emekçisiyiz” mesajını verirken, düzenin reddedildiğini açıkça ilan etti.


KESK’İN TALEPLERİ: “GEÇİNEBİLMEK İÇİN”

KESK’in talepleri arasında şu maddeler yer aldı:

  • Ocak ayından itibaren maaşlara ek yüzde 20 artış,

  • İlave seyyanen ödemenin taban maaşa yansıtılması,

  • 3600 ek gösterge ve mülakatın kaldırılması,

  • Grevli toplu sözleşme hakkının önündeki engellerin kaldırılması,

  • En düşük kamu maaşının yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması,

  • Kira, kreş ve yol desteği sağlanması.


KESK, yalnızca kamu emekçilerine değil, işçiden emekliye, gençten kadına tüm topluma çağrı yaptı:“Bugün susarsak yarın yok sayılırız.Kurtuluş yok tek başına.Ya hep beraber, ya hiçbirimiz!”

DERİN BAKIŞ

Bu tablo sadece kamu emekçilerinin maaş meselesi değil; toplumsal adalet, gelir dağılımı ve demokratik katılım açısından da belirleyici.Kamu çalışanlarının “geçinemiyoruz” diyerek iş bırakması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir uyarıdır.


Peki bu çağrı duyulmazsa, toplumun geleceği nasıl şekillenecek?


Bu gelişme önümüzdeki günlerde Türkiye’nin bütçe politikaları ve kamu çalışanlarının hakları açısından yeni tartışmaları da beraberinde getirebilir.

Bu haberle bağlantılı içerikler için göz atın


bottom of page